Motosiklet kullanmak isteyen bir kişi , önce kalbinin sesini duymak ister. Kendine göre bir modeli gözüne kestirir , sorar , araştırır ve hedefe doğru ilk aşkında duyduğu kalp ritmiyle yolda o hayalindeki motoru gördüğünde; “Ben bundan istiyorum, işte !” der… Artık geri dönüş mümkün değildir.Sahip olanlara sorsak; ilk heyecanınızla, şu anki heyecanınız arasında fark var mı diye, hepimiz “daha fazlası var” deriz.İçimizde hep, daha iyisi, daha güzeli, daha kuvvetlisi var mı deriz.Halbuki; Motosiklet , motosiklettir...Aradaki farkları aktarmaya çalışayım ama , iki tekerde olan herkes için bu böyledir…
Yıllar içinde şunu fark ettim: Aslında hiçbir motosiklet sınıfı diğerinden üstün değil. Her biri bambaşka bir karaktere, bambaşka bir ruha hitap ediyor.
Başlangıç; 125 cc / Commuter / Sport / Scooter
(Hafta sonu artık 2 gün değil, 4 gün gibidir)
Aslında bu sınıfa hayranlık duymamız gerekir. Bisikletten sonra motora geçişimiz ayakta alkışlanmalıdır. Scooter tabii ki ilk hedef, ilk heyecandır. Sonra “Bir üst sınıfa ya da vitesli motora geçerim.” deriz. Hâlbuki ileride bir motosiklete sahip olduğumuzda, ilk aşk ile ilk motor arasında çok da fark olmadığını anlayacaksınız.
İlk motorunuzla çektirdiğiniz fotoğrafları o kadar çok paylaşacaksınız ki… Sırf mutluluktan!
Kırmızı yanaklarımızla yaptığımız ilk kilometreler, ilk öpücükler gibi kalacaktır hafızamızda… 125-300 cc’lerde harikalar yaratan genç hedef kitle, motorunu neredeyse beraber uyuyacak kadar sever. Asıl motosiklet sevgisi ve tutkusu işte bu sınıftadır. Onların tutkularına hayran olmamak mümkün değildir.
Scooter kullanan biri için artık trafik diye bir sorun kalmaz. Otomobiller ona büyük, hatta gereksiz gelmeye başlar. Hele romantik scooter kullanıcıları… Kendilerini her gün Roma sokaklarında hissederler. :)
Teknolojinin sunduklarıyla cc’ler büyüdükçe, kullanıcılar şunu fark eder: Hafta sonu artık 2 gün değil, 4 gün gibidir. Yapacağınız her şeyi yapmış, üstüne bir kafede oturup dedikodu yapacak kadar zamanınız kalmıştır.
Hedefleri ; 600 cc’ye ya da vitesli motorlara geçmek
Arkada ne bırakırlar ; Kimse ilk motorunu satmak istemez ama veda günleri kaçınılmazdır.
Fiyatları ; İkinci elde alım satımı hızlıdır.
Enduro / Adventure
(Hemen uzun yol planları yapılır o heyecanla ama genelde hep “seneye” ertelenir)
Deniz meraklıları bilir ki, özellikle yatçılıkla ilgilenenler… Teknenizle marinadan çıktığınız an artık geri dönüş yoktur. Hedef rota neresiyse, oraya gidilecektir.
İşte bu sınıf da size tam olarak bunu vaat eder. Yağmur, çamur, bozuk yol, asfalt, kar, dağ, tepe demeden gidersiniz.
Aklınızda tereddüt kalmasın; bu sınıftan bir motora sahipseniz, mutlaka hedefinize ulaşırsınız. Üstelik bunu konfor içinde yapabilir, artçınızla uzun saatler seyahat edebilirsiniz.
Aksesuar konusunda ise size neredeyse bir motosiklet kadar masraf çıkarırlar. Bir de artçınızı çok seviyorsanız, kredi kartı limitinizi sık sık kontrol edin derim. :)
Size o kadar çok seçenek sunarlar ki, Mumbai’ye gidecekmiş gibi hazırlanırsınız ama Ağva’ya geldiğinizde aslında o kadar uzağa gitmediğinizi fark edersiniz.
Hemen uzun yol planları yapılır o heyecanla ama genelde hep “seneye” ertelenir. Nedense hiç vaktimiz olmaz…
Gözleri ve elleriyle çalışan doktorlar nedense bu sınıfta çoktur. Çanta boyutları ise başka hiçbir sınıfta göremeyeceğiniz kadar büyüktür. Adeta ticari araç gibidirler.
Yanınıza aklınıza gelen her şeyi alın, yine de çantalarda yer kalır.
Bir de Dakar logoları başta olmak üzere, gittiğiniz ülkelerin çıkartmalarını özellikle arka çantalara yapıştırırsanız, trafikte insanların size farklı bir gözle baktığını fark edersiniz.
Hedefleri ; Motorlarını kişiselleştirmek
Arkada ne bırakırlar ; Hacimler devasa olduğundan, sadece önümüze bakalım :)
Fiyatları ; 4x4 mü alsanız, Touring mi alsanız… Siz karar verin.
Motokros / Hard Enduro / Off-Road
(CC’den önce kaslarınız önemlidir)
Delilerin sınıfı…
TDK karşılığıyla; davranışları aşırı ve taşkın olana deli denir. :)
Hepimiz bu sınıfın önünde düğmemizi ilikleriz.
Bir pazar akşamı, üstü başı çamur içinde, gözlüğü, çizmeleri, motoru, eldivenleri tamamen kir olmuş ama hâlâ ayakta ve hayatta bir sürücü görürseniz, mümkünse aracınızdan inin ve onu tebrik edin.
Genelde pick-up kasalarında görürsünüz bu motorları; bütün ihtişamlarıyla…
Pilot olacakmış olmamış, off-road yapacakmış olmamış, “Biz de motokros yapalım.” demiş insanlar gibidirler. :)
Bu sınıfa bulaşmayın; onlar da size bulaşmaz zaten…
Şahsa münhasır, kapalı, muhafazakâr ve kendi içinde yaşayan bir topluluktur. Motorlarıyla mutludurlar.
“Git, dolaş, ne kadar motor varsa dene… Sonra bize gel.” derler.
Ama bir kere o gruplara girerseniz, dönmeniz tıbben mümkün değildir. :)
Bu sınıftaki motorların tek amacı vardır: Sizi başladığınız yere sağ salim geri götürmek.
Motorunuzu kendiniz yıkamakla yükümlüsünüzdür. Üstelik gözünüz kapalı şekilde söküp takabilecek kadar tanımanız gerekir altınızdaki makineyi.
Hiç ummadığınız kişiler bu motorları kullandığından şaşırabilirsiniz. Ama inanılmaz tevazu sahibidirler.
Hedefleri ; 5-4-3-2-1… Gaz açıldı mı, ego da devreye girer :)
Arkada bıraktıkları ; Tertemiz bir ev :)
Fiyatları ; Korkmayın, alın. Seyahat ve temizlik daha fazla tutacaktır.
Chopper / Cruiser
(CC konusunda merakınız olmasın, üzülürsünüz)
Ve Tanrı Chopper / Cruiser motorlarını yarattı…
Yoldasınız ve benzincide bu motorlardan birine ya da bir grubuna rastladınız. Şiddetle tavsiye ederim ki başınızı başka yöne çevirin. :)
Bir düzine motorun sesinde boğulmak istemiyorsanız, motorunuzdan inin ve biraz uzaklaşın.
Gereksiz muhabbete zaten izin vermezler; siz de bulaşmayın derim…
Bu sınıf baştan sona sanat eseridir. Çizgiler, göstergeler, renkler, kromajlar, çantalar… Hele farların o muhteşem duruşu…
Egzoz dediğimiz şey hayatında bu kadar zulüm görmemiştir. :) Sesi duyan herkes dönüp bakar.
Bir de sesi kadar hızlı olsalar… Ama Tanrı, güzel olan her şeyi aynı anda vermiyor işte. :)
Bu sınıfa girecekseniz harcamaya hemen başlayabilirsiniz.
İlk adım genelde büyük logolu bir tişört almaktır. Aidiyet duygusu önemlidir.
Sonrası hızlı gelir: Gerçek deri yelekler, montlar, pantolonlar, eldivenler, çizmeler, bileklikler…
Üzerine büyük çerçeveli gözlük, iri kadranlı saat ve mümkünse bandana…
Bir de bağlı olduğunuz grubun logosu yoksa, mümkünse gece yalnız dolaşın derler. :)
Bunlar önemli detaylardır. Yoksa bu sınıfa girmeyin.
Hatta önce aksesuar işini tamamlayın, sonra motor alın derim. Paranızı bitirmediyseniz tabii. :)
Bir de “custom” dünyası var ki… Aylarca emek verilerek yapılan, tamamen kişiye özel motosikletler…
Bazıları gerçekten evin salonuna koyulacak kadar güzeldir.
Hedefleri ; Aldıysanız artık üstü yoktur
Arkada bıraktıkları ; Bira şişeleri :)
Fiyatları ; Donanım masrafı asla bitmez
Süper Sport / Racing / Naked
(Bu ilişkiyi tekrar gözden geçirelim…)
Ben motorcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim…
200-300 km/s hızlarla giderken aklınıza hiçbir şey gelmez. Birinci viteste bile 100 km/s üstüne çıkıyorsunuz; sonrası size kalmış.
Bir karşılaştırma yapalım:
- Lamborghini Huracan Spyder 610 hp → 0-100 km/s : 3.4 saniye
- 200 hp bir Racing motosiklet → 0-100 km/s : 2.9 saniye
Fiyat farkını siz zaten tahmin ediyorsunuzdur. :)
Motor kullanırken sadece yola konsantre olursunuz. Durup indiğinizde ise bedeninizdeki her organ “Hayattayız!” diye bağırır sanki.
Belki de bu yüzden race sınıfı insanı yaşlandırmaz.
Sabah “Hadi Bursa yapalım.” diye çıkıp akşam Çeşme’de balık yerken bulabilirsiniz kendinizi.
Telefonla gelen ilk tepkiler genelde şöyledir:
- “Sen delisin…”
- “Allah seni bana bağışladı…”
- “Bu ilişkiyi tekrar gözden geçirelim…”
Tanrı’ya en yakın sınıf belki de budur. :)
Seleye oturduğunuz anda artık motorun bir parçası olursunuz. Ruhunuz gözlerinizdedir, refleksleriniz beyninizden önce çalışır.
Önünüzdeki 5 kilometreyi görebiliyorsanız, Nirvana’ya ulaşmanıza birkaç saniye kalmış demektir.
Bu sınıfın ekipman kültürü de ayrıdır. Renkli kasklar, logolu montlar, yarış tulumları…
Çocukken giydiğimiz tulumların deri versiyonu gibidirler. :)
Hedefleri ; Hayatta kalmak
Arkada bıraktıkları ; Sayısız kilometre ve dua eden insanlar
Fiyatları ; Akıllı adam işi değildir ama kimin umurunda :)
Cafe Racer
(CC hiç önemli değil)
Bu motoru almak için sadece para yetmez.
İyi bir üniversite bitirmeniz de yetmez. Belki yüksek lisans, doktora…
Ama asıl gereken şudur:
- Karizma
- Stil
- Entelektüel birikim
- Cool duruş
- Marka bilgisi
- Kafe kültürü
- Koleksiyoner ruhu
Bu motorları takım elbiseyle bile kullanabilirsiniz. Asla sırıtmaz.
Ayakkabınız, saatiniz, gözlüğünüz, deri eldiveniniz… Her şey bu kültürün bir parçasıdır.
Hafta içi plaza çıkışı ayrı güzeldir, hafta sonu ise bambaşka…
70’lerin ruhunu yaşatan bir tarz vardır bu sınıfta.
İsviçre-İtalya sınırındaki göller bölgesinde kullanılan parkurlar bile bu ruhu anlatmaya yeter.
İlk üretildikleri dönemlerde yarışlarda ve uzun yol sürüşlerinde kullanıldılar. Sonrasında ise tamamen ayrıcalıklı bir kültüre dönüştüler.
Çocuklarınıza, hatta torunlarınıza bırakabileceğiniz bir tarzdır.
Hedefleri ; Budur zaten :)
Arkada bıraktıkları ; Sessizlik
Fiyatları ; Cash :)
Gezi (Touring) / Sport Touring
(Ev mi alsam, lüks sedan mı alsam, çocukları özel okula mı göndersem yoksa bu motoru mu alsam?)
Bakın, bu sınıf aslında motosiklet değil gibi… Ama iki teker olduğu için motosiklet sınıfında satılıyor. :)
Belki emlakçılarda satılması gerekir.
Çünkü aldığınız şey adeta mobil bir yaşam alanıdır.
Deniz manzaralı, merkezi ısıtmalı, güvenlikli bir rezidans gibi düşünün. :)
Eşinizle alışverişe gider, uzun yol yapar, seçkin ortamlara girer, geceleri ışıklı caddelerde süzülürsünüz.
Bu sınıf yüzünden insanların kafası karışıyor:
“Ev mi alsam, lüks sedan mı alsam, çocukları özel okula mı göndersem yoksa bu motoru mu alsam?”
İşte kavga burada başlıyor. :)
Showroom deneyimi bile başlı başına başka bir dünya.
Size motoru öyle anlatırlar ki, sanki yıllardır görmediğiniz çocuğunuza kavuşuyormuşsunuz gibi hissedersiniz teslim anında.
340 kilo demir, karbon ve plastik için bu kadar duygu normal mi? Bence değil… Ama oluyor işte. :)
Bu motorlarda aklınıza gelen gelmeyen her teknoloji vardır.
Artçınız siz sürerken:
- Fotoğraf çekebilir
- Sosyal medyada gezebilir
- Müzik dinleyebilir
- Rahat rahat uyuyabilir :)
İnsanların bakışlarına alışmanız gerekir.
Hedefleri ; Üstü yok ki hedef olsun :)
Arkada bıraktıkları ; Finansal dengeler :)
Fiyatları ; Alan da söylemez, satan da :)
Son Söz
Yukarıda anlatmaya çalıştığım tüm motosiklet sınıfları, farklı karakterlere ve farklı ruhlara hitap ediyor.
Fabrikalar da, özel üreticiler de tasarım ve teknolojiyi birleştirerek her geçen gün bambaşka motorlar ortaya çıkarıyorlar.
Ama yazının başında söylediğim gibi:
Motosiklet, motosiklettir.
İster egomuza hitap etsin, ister spor ruhumuza, ister aşk gibi bağlandığımız bir tutku olsun… CC’si ne olursa olsun, motosiklet kullanan herkesi gönülden kutluyorum.
Otomobil kullanan herkesi içimize davet ediyorum, gelin beraber keyfini çıkartalım, gelmediğinizde bize gıpta ile bakıp, üstümüze gelmeyin ama.... Ama gelirken güvenliği, ekipmanı ve saygıyı da unutmayalım.
Çünkü hangi sınıfta olursak olalım, ortak paydamız aslında tek bir şey:
Özgürlük.
Ve hayatta sahip olduğumuz en değerli şeylerden biri de belki budur.